26 Haziran 2012 Salı

Çocuk...


Çocuk olmak…
Her şeyin güzel olduğunu sanmak… Her şeyin güzel olması belki de…
Safça gülümsemek her söylenene… Sokaktaki “deli kadın” ona bir şey yapacak diye korkarak arkadaşlarıyla apartmana saklanmak veya…
6 yaşındayım. Sokakta, bizim dükkanın önünde arkadaşlarımla oynuyorum. Babam görünürde yok… Arkadaşımla bakışıyoruz. Yapar mıyız? Yaparız ya, ne olabilir ki? Araba çarpar mı? Hayır, el ele tutuşup yürüyeceğiz zaten. Kalbimiz küt küt atıyor… Büyük bir serüvene atılıyoruz, hayatımızda ilk kez tek başımıza sokaktan çıkacağız ya… Hem de, yandaki büyük caddeden geçeceğiz! İki tane 6 yaşında çocuğun sokaktan çıkıp sokağın etrafında tur atması: annemler duymamalı… Küçücük elimle arkadaşımın minik elini tutuyorum, yola çıkıyoruz. Köşeyi döndük. Karşıdan kocaman arabalar görünmekte. İnsanlar yanımızdan geçiyor. Bize bir şey yaparlar mı? Ya arkadan annem yetişirse? Bir köşe daha döndük. Caddedeyiz. Cadde dediğim de o kadar büyük bir şey değil ha, bizim sokaktan az daha büyük, o kadar. Ama yine de çok büyük benim için, büyük bir adım… Yanımızdan adamlar geçiyor. Arkadaşımla hiç konuşmadan yürüyoruz. Sokaktan, habersiz, tek başımıza ayrılmış olmanın heyecanı içimizde… Yan tarafımdan hızla bir araba geçti şimdi. Korkuyorum, etrafım yabancılarla dolu. Bir yandan da tehlikeli bir şey yapmanın verdiği kalp çarpıntısının hazzını yaşıyorum. Annem farkeder mi acaba?
Biraz daha ilerliyoruz… Birbirini sımsıkı tutan minik eller terlemeye başlıyor. Buradan dönünce bizim sokağa çıkarız herhalde değil mi? Allahım, kaybolmayalım lütfen… Kaybolmayız yahu… 6 yaşındayız ama o kadar da zekamız var. Başlarken kalbimizin olduğu tarafa döndüysek, yine o tarafa dönünce bizim sokağa çıkacağız. Büyük caddenin başına geliyouz. Büyük kalabalık arkamızda kalıyor. Deminki amca bana mı baktı? Neden bana baktı ki şimdi? Keşke gelmeseydim, annemi istiyorum ben… Neyse, biraz daha gayret, yolu yarıladık. Şimdi döneceğiz ve tekrar dükkanın önünde arkadaşlarımla oynayacağım. Sonra dükkana girip babama öpücük konduracağım bir tane. Ve sola döndük. Şu adam tanıdık mı geliyor? Evet evet, Burak’ın babası. Allah, yakalandık! Burak’ın eli elimden kayıyor, ağladı ağlayacak… “Babaaaa…” Ne desin ki? Babacığım, biz sokaktan tek başımıza çıkmak istedik! Babacığım, kaybomadık ki, bak! Burak babasının elini tutuyor bu kez. Benim ellerim boş kalıyor, gözlerim yerde… Ben önde yere bakarak ilerliyorum. Bizim sokağa girdik. Arkada Burak’ın babası ona bağırıyor… “Ya bir şey olsaydı?” Ama olmadı ki işte…
Sokağı yarıladık. Burak’ın babasının kızgın sesini duyuyorum hala. Burak ağlıyor. Ben kokuyorum. Kafamı kaldırıyorum. Karşıdan biri bana bakarak yaklaşıyor. Annem! “Neredeydin kızım?” Annem beni arıyormuş. Ben ağlamaya başlıyorum. “Anneciiğiim…” Hıçkırıklar… “Biz el ele tutuşuyorduk… Hiçbir şey olmadı ki… Biz zaten büyüdüüük. Özür dilerim!” Anneme sarılıyorum. Annemin bakışlarını anlamıyorum, ta ki şimdiye, 10 yıl sonrasına kadar… Kızıyor sanıyorum ben, ama korkmuş bakıyor annem, bir yandan rahatlamış, ama korkmuş… Anneme sımsıkı sarılıp ağlıyorum. Annem itecek sanıyorum beni, “yaramaz kız, sarılma bana!” diyecek sanıyorum. Bir şey demiyor. Sadece sarılıyorum, ve ağlıyorum…
Çocuk olmak…
Küçücük, ama kocaman adımlar atmak… Korkulmayacak adımlardan korkmak, korkulacak adımlardan korkmamak belki de…
6 yaşındayım… Neden bu kadar etkilendim bilmiyorum. Çocukluğuma dair hatırladığım ender anılardan biri ama… Bu büyük macerada bana eşlik eden Burak’a saygılar…
Nisan 2009 - Gölge e-Dergi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder