26 Haziran 2012 Salı

Yaşamak


“Git” diyordu, “Git ve rahat bırak beni!”, yalvarıyordu…
“Mutluydum ben, özgürdüm, yaşıyordum…” Anlatamıyordu.
“Bırak, rahat bırak, yaşayayım, alma yanına beni
Göremedim ki daha hiç dünyanın güzelliklerini…”

Yanıtladı “Kader” diye sırıtarak, acımıyordu.
Zaten o dünyanın güzelliklerini anlamıyordu…
“Dönüş yok,” dedi, “çok geç her şey için, bırakamam seni.”
Acımazdı ki, mutluydu edindi diye kurban yeni…

“Bak ağlıyorlar başımda, üzme hiç kimseyi” diyordu;
Ne çıkar, karşısındaki ağlamak nedir bilmiyordu.
“Hayır,” dedi Azrail, “sen canlandıramazsın kendini.”
“Zaten insan kendi yaratamaz ki kendi kaderini.”

“Lütfen, lütfen bırak yaşayayım.” Hıçkırdı, ağlıyordu.
“Haykırmamıştım ki dünyayı sevdiğimi, bilmiyordu.
O kadar şey vardı ki söylemediğim sevildiğini
O kadar kişi vardı ki duymadığım gülüşlerini…”

“Duysaydın ya; görseydin, herkes oradaydı, kaçmıyordu.
Dünya da zaten orada oturmuş seni bekliyordu!”
“Kendimi kandırmam, biliyorum, beklemez dünya beni.
Ama sen de anla be yaşamak isteyenin halini!”

“Yaşamak nedir bilmem ben adam!” dedi, düşünüyordu…
“Ne bir yüzüm oldu benim, ne ellerim…”, üzülüyordu…
“Yaşasaydım kimse tutamazdı ya bur’da zaten beni,
Bozmakla geçer günüm senin gibilerin hayalini…”

“Be adam,” dedi, “sana bir sorum var”, merak ediyordu;
“Geçseydin yerime, ölmek yerine?”; şimdi gülmüyordu.
“Peki ya hayır dersem, yine giyecek miyim kefeni?”
“Gelemezsin dünyaya yine, ben almazsam bedenini.”

Aradan yıllar ve yıllar geçiyor, onlar yaşıyordu.
Her ikisi de zamanının kıymetini biliyordu.
Yaşıyorlardı, olsun ya da olmasındı bedenleri.
Azrail adam, adam Azrail; yaşıyorlardı yeni,
Birinin yüzü bedende, birinin ölümde de olsa…

Nisan 2009 - Gölge e-Dergi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder