26 Haziran 2012 Salı

Loading - %20,10


Zamanda neyiz, kimiz, neredeyiz?
Zaman çizelgesinde görüntüyü yavaş yavaş uzaklaştırıyorum kafamda. Önce on binler, sonra yüz binler, milyonlar ve milyarlarca yıl devam ediyor görüntü. Bunun içinde, bizim dünyamızda yaşamış yüz milyarlarca insan var.
Ve ben onlardan sadece biriyim.
Ve biz onlardan sadece on-on beş tanesiyiz.
“Dünyada, herkesin olduğu gibi, kendi hayatı, kendi duyguları, zekası, kalbi, başarıları, zayıflıkları, bencilliği, alçakgönüllülüğü, kişiliği olan kaç kişi var, ben bunlardan yalnızca, yalnızca biriyim. Çok garip.” diye düşünürken, tarihi hesaba katmıyoruz bir de.
O kadar geniş ki evren, dünya, tarih; zaman denen garip olgu içinde, bir kişi, iki gün önce yaptıklarının, düşündüklerinin, hissettiklerinin yarısını bile hatırlayamazken, buna rağmen herkes, her gün, kendisine çok önemli, çok yorucu, uğraştırıcı gelen bir şeyler yapıyor. Bundan on, yüz, bin yıl öncesinde yaşamış milyar dolusu insandan birini düşünün bir de. Onun da hayatı, amaçlarla, duygularla, ilişkilerle, başarılarla doluydu belki. Ama şu anda bunu kim biliyor? Kimin umurunda yüz yıl önce bugün bir kişinin ne düşünüyor olduğu? Bir asır sonra düşünecek biri var mı “Yüz yıl önce Melike ne yapıyordu acaba?” diye? Veya benim hayatım boyunca yaptıklarımı 5; 500; 5000 kişi hariç kaç kişi bilecek yüz milyarlar içinden?
“Yaptıklarını bilmek”ten kastım adının, fikirlerinin yaşaması değil, hayır. Atatürk’ü veya Kanuni’yi veya Fatih’i hatırlama şeklimizden bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey; aranızdan hanginiz “Atatürk Samsun’a giderken Bandırma’da, Cumhuriyeti ilan etmeden önceki akşam uyuyamazken, veya Dolmabahçe’de son haftalarında ne hissediyordu?” diye düşünüz? Hislerimizin hatırlanması bahsettiğim. Bizim için o kadar değerli olan duyguların, tarihte, daha yazılamadan silinip gidişi…
2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder