6 Ağustos 2012 Pazartesi

Ejder Kapanı (2010)


Uğur Yücel ilk kez senaryosunu kendi yazmadığı bir film çekecekmiş dediler, olay oldu. Filmin fragmanı yayınlandı, “Vaay, ne film yapmış bizimkiler!” dedik.

Dev Hollywood yapımları karşısında kendine yer edinmek için çırpınan Türk sineması için büyük bir gelişme aslında Ejder Kapanı. Türk sinemasının ilk seri katilli polisiyesini çekti Uğur Yücel ve çoğu kişinin beklediği kadar iyi olmasa da Türk sinemasının çizgisini yükselten bir film oldu bu.

Gerek oyuncu kadrosu ve oyuncuların rolleri yansıtmadaki başarıları, gerek görsel efektler filmin kalitesini izleyicinin gözüne sokmaya yetiyordu; ama yine de birçok kişi beklediğini bulamadı filmde. Bunun en etkili nedeni ise, filmin karşılaştırıldığı yapıtların kalitesi. Hollywood filmlerinden bahsediyorum tabii ki; böylesine büyük, kaliteli, heyecan dolu polisiye filmleri izlemeye alışmış seyirci için biraz düşük tempolu geliyor Ejder Kapanı. İkinci neden, filmin tüm aksiyonlarının fragmana koyulmuş olması ve bunun beklentiyi yükseltmesi. Filmde fazla aksiyon olmaması tempoyu düşürünce de, seyirci aradığını bulamıyor maalesef.

Ejder Kapanı’nı bizim kalitesine maalesef erişemediğimiz daha büyük filmlerle karşılaştırmaz, tek başına bir film olarak veya Türk sineması dahilinde değerlendirirsek, işte o zaman seyirciyi tatmin eden bir yapıt olur film.

Başrol oyuncuları Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler, Berrak Tüzünataç, Ceyda Düvenci olarak gösterildi ve bunun sebebi herhalde “uuuf, kadroya bak!” dedirtmek, bunu başarmışlar da… Ancak başrollerimizde yalnızca Uğur Yücel ve Kenan İmirzalıoğlu var, ki Nejat İşler’i filmde bu kadar az görmem moralimi bozdu bu yüzden. Ama tabii ki Yücel ve İmirzalıoğlu karakterlerinin inandırıcılığını başarıyla sağlamış ve “Çerkez” ve “Akrep”i akıllardan bir süre silinmeyecek karakterler haline getirmişler.

Filmin konusundan bahsetmedim değil mi ben? Aftan çıkmış tecavüzcüleri tek tek avlayan bir seri katil var ortada ve polislerimiz Abbas (Çerkez – Uğur Yücel) ve Akrep Celal (İmirzalıoğlu) katili yakalamaya çalışıyor. Cinayetlerin işleniş şekilleri, arada titreyen ekran efektleri ve diğer görsel efektler, kısa da sürse arabayla kovalamaca sahnesi ve seri cinayetlerin ejdere bağlanış şekli filmin en başarılı noktalarıydı bence. Olumsuz yönleri ise; temposunun düşüklüğü, Ceyda Düvenci iyi oynasa da karakterinin biraz konuya alakasız kaçması, sonucun önceden tahmin edilebilirliği (yine de filmin tadını kaçırmadı bu durum) ve daha önce söylediğim gibi, en önemlisi, karşılaştırılacak filmlerin çok sayıda ve kaliteli olması.

Tahmin edin bakalım filmdeki devasa karakol neresi? Evet, bildiniz, İstanbul Lisesi binası… Filmde –olumsuz olarak bence– dikkat çeken durumlardan biri de, İstanbul’a ve bizim okula ait tüm görsel nimetlerden faydalanmak istenmesi (bir yerde, konuya hiçbir şekilde bağlantısı olmadığı halde, Uğur Yücel “ben terasa çıkacam azcık” diyor ve bizim çatının manzarasını gösteriyorlar :D ). Bu tabii ki kötü bir olay değil ama konuyla bağlantısız kaçan ayrıntılar insanı rahatsız ediyor biraz.

İyi bir polisiye çıkarmak için elinden geleni yapmış Uğur Yücel, iyi ki de yapmış… Ama karşılaştırmalarda üstün gelebilmesi için biraz daha kalite gerek Türk filmlerine. Sinemada izleyerek zaman kaybetmek istemiyorsanız da, cd’sini mutlaka alın derim.

Şubat 2010 - Gölge e-Dergi

————————————

Ek: Hem bir Türk filmi olup, hem harika bir kadroya sahip olup; hem de seyirciyi daha çıkmadan bu kadar heyecanlandıran bir film daha var önümüzde: Av Mevsimi. İlgili bilgiyi sonraki iletilerimde bulabilirsiniz; o da kaçmayacak bir film, emin olun…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder