6 Ağustos 2012 Pazartesi

Monk (2002)

Hiç 125 bölümlük, 8 sezonluk bir dizi izleyip de sıkılmadığınız, “Bir 8 sezon daha olsaydı keşkee!!” dediğiniz bir dizi oldu mu?
Benjamin Linus’tan, Noah Bennett’tan, Michael Scofield’dan veya Ari Gold’dan daha zeki bir karakter tanıyor musunuz?
Bir dizi izlerken dizinin baş karakterine ve onu canlandıran oyuncuya deli gibi saygı ve sevgi duyduğunuz oldu mu?

Cevaplarınız “hayır”, değil mi? Monk’la tanışmamışsınız demek ki!
Muhtemelen üstün zekasının sebep olduğu obsesif kompulsif bozuklukla cebelleşirken dünya üzerinde çözülmemiş cinayet davası bırakmayacak yetenekteki dedektif Adrian Monk’tan bahsediyoruz!

Monk kimdir? Obsesif kompulsif ne ola ki?


San Fransisco polis departmanında dedektiflik yapan Adrian Monk, dizinin başlangıcından üç yıl önce bir araba bombası nedeniyle karısını kaybetmiş, bu olayın ardından da çocukluğundan beri onu herkesten farklı kılan “obsesif kompulsif bozukluğu” (= takıntı, takıntı, takıntı) etkisini artırmış ve Monk psikolojik nedenlerden ötürü rozetini kaybetmiştir. 3 yıl boyunca evine kapanan Monk, dizimizin başlangıcından kısa bir süre önce,
hemşiresi Sharona’nın da yardımıyla dış dünyaya açılır ve San Fransisco polis departmanında danışman olarak cinayetleri çözmeye başlar (her bölümde bir tane; cinayetler de cinayet ama yani). Monk’un dizinin son bölümüne kadar çözemediği tek cinayet karısınınkidir ve bu cinayeti çözmek “hayatının amacı” olmuştur diyebiliriz. “Zeki” demiştim bir de; 20 yıl önce hangi gün havanın nasıl olduğunu hatırlıyor mesela. Çok mu abartı geldi okuyunca? Abartı olabilir belki, ama saçma değil, hayır.

Yukarıdaki “takıntı” sözcüğünü biraz açmamı ister misiniz? Adrian Monk’un 312 fobisi var ve ilk 10’u şöyle:
  1. Mikroplar
  2. İğneler
  3. Yılanlar
  4. Süt (evet, süt)
  5. Yükseklik
  6. Kalabalık
  7. Ölüm
  8. Yıldırım
  9. Asansörler
  10. Mantarlar
Neden Monk?


Zekasıyla insanları kendine hayran bırakıyor. Zeki karakterleri çok sevdiğim için ona fazlasıyla ısınmış olabilirim. Ama sizin de onu sevmemeniz imkansız diye düşünüyorum.
Dizinin “komedi” kısmını oluşturan Monk’un takıntıları, Tony Shalhoub’un muhteşem oyunculuğuyla görsel bir şölen haline geliyor.
Adrian Monk’un eşsiz karakteri, Shalhoub ile birleşerek izleyicilere hiçbir yerde hissedemeyecekleri duyguları hissettiriyor.
Burada biraz ayrıntıya girerek dizinin beni en çok etkilediği / en mutlu hissettirdiği noktalardan bahsedeceğim;
Genelde Monk’un takıntıları onun işini çok etkiliyor tahmin edeceğiniz üzere. Ancak, çok seyrek de olsa, işi için fobilerini kısa süreliğine yendiği zamanlar da var Monk’un ve işte benim bittiğim nokta da bu. Katili yakalamak için var gücüyle koşup yakalayınca onunla kumda yumruklaşıyor mesela. Kanalizasyona giriyor veya (!) (Monk’u tanımayanlara; bu çok çok çok çok çok … büyük bir olay). Bu en çok sevdiğim sahnelerde, Adrian Monk, “ezik” karakterinden sıyrılıp bir kahramana dönüşüyor adeta…
Dizinin en etkileyici sahnelerinden bir diğeri, Monk’un duygusal olduğu zamanlar… Karısının hayalini gördüğü, kardeşine sarıldığı veya babasına “baba” dediği yer gibi… Veya sevdiklerine onları sevdiğini “gösterdiği” yerler…
Son iki maddeye özetle; Monk’un “normal” bir insan olduğu yerler, dizinin olmazsa olmazı diyebilirim. Bu maddelerdeki sahneleri takiben, izleyicide şöyle bir tepki de oluşabilir: “canım beniiiim!!”…

Hiç mi Hata Yok?


Özellikle ilk sezonlarda, diziye alışma aşamasında, canımın o an Monk izlemek istememesi olayını çok yaşadım. Açtım başladım izlemeye, ilk 5 dakikasında sıkıldım kapadım mesela. Ya dizi çok basit geldi, ya o an daha “iyi” şeyler izleyebileceğimi düşündüm. Sonuç olarak, anlık moralinize bağlı olarak Monk’tan soğuyabilirsiniz zaman zaman. Ama karakterleri tanıyıp dizinin verdiği zevki almaya başlayınca bu sorun ortadan kalkacaktır. Bırakmayın izlemeyi, birazcık sabredin ve birkaç bölüm daha izleyin…
Oyunculuk kalitesini değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum doğal olarak. Shalhoub’un başarısına kendinizi kaptırmadığınız zamanlarda oyuncuları bir sorgularsanız, hatalar göreceksinizdir. Monk rolüyle Emmy’ye 7 kez aday gösterilip 3’ünde ödülü alan Tony Shalhoub’da pek bir hata görebileceğinizi düşünmüyorum gerçi (7’de 7 yani… 8. sezonun ödüllerinde de görüşelim bu yaz; eminim Lübnan asıllı aktör 4. Emmy’sini de alacaktır), ancak Randy, Sharona gibi yardımcı rollerde rahatsız edici olmasa da ufak tefek hatalar görülebilir. Shalhoub hepsini örtüyor, merak etmeyin!
Bir yerden sonra, Monk gibi düşünmeye başladığınızda (7., 8. sezonlardan bahsediyorum…), dizide bazı açıklar görebilirsiniz. Bir bölümde, Monk’un bir fobisini göz önüne çıkarmak için bir diğerini ihmal ediyorlar mesela. Ama onlara da hak vermek lazım, o kadar çok şey var ki dikkate alınması gereken, her şeyi bir arada ifade edemezler maalesef…
Eksikler vardır illa ki, hatasız olmaz hiçbir şey. Ancak size tavsiyem; kusur aramayın, sadece izleyin ve hayran olun!

Dizi Finali


TNT’de 5 - 10 bölüm izlemiş hiç kimse Monk’un finalini izlemesin, hayır. 20 bölüm izleyenler de izlemesin.
Ancak Monk’u tanıyorsanız, yaptıklarını takdir ediyor ve düşüncelerini, duygularını içtenlikle anlıyorsanız; muhteşem bir dizi finali sizleri bekliyor!
Dizinin son iki bölümü, “Mr. Monk and the End - Part 1” ve “Mr. Monk and the End - Part 2”, herhangi bir Monk bölümüne benzemiyor. Özel olarak “final” bölümü bunlar ve ayrı bir tarzı var; ve iddia ediyorum, Monk-severler için daha tatmin edici bir final olamazdı bence. Ayrıntıya girmeyeceğim doğal olarak, ancak yalnızca son bölümdeki duyguları anlamak için, kalan 124 bölümü izlemeye değer, bu kadar söylüyorum.

Jenerik – It’s a Jungle Out There


2. sezondan itibaren çok eğlenceli bir jeneriğimiz var. Arka planda Randy Newman’a ait “It’s a Jungle Out There” şarkısıyla, Monk’un takıntılarından sahnelerin derlendiği bir jenerik videosu… Ve bir gün içinde arka arkaya 6 bölüm de seyretsem, ciddi söylüyorum, hiçbirinde jeneriği geçmedim, her seferinde tekrar tekrar seyrederek tadını çıkardım. (Not: Şarkı 2004 yılında “en iyi dizi jenerik müziği” dalında Emmy ödülü aldı.)

Natalie mi Sharona mı?


Sharona, Monk’un ilk üç sezondaki asistanı / hemşiresi. 3. sezonda Bitty Shram’ın (Sharona) diziden ayrılmasıyla, Traylor Howard tarafından canlandırılan Natalie Teeger Monk’un asistanı ve en iyi arkadaşlarından biri olarak diziye devam ediyor.
İkisi de çok farklı tarzlara sahip ve hangisinin daha iyi olduğu başından beri Monk fanları arasında büyük bir tartışma konusu. Benim tercihim Natalie; daha sempatik, Adrian’ı sevdiğini daha fazla gösteriyor, ona daha saygılı ve daha iyi bir arkadaş bence. Sharona, dizide de söylendiği gibi, Monk’un daha çok “hemşire”si yani…

Not: Sharona ve Natalie, dizinin son sezonunda “Mr. Monk and Sharona” bölümünde bir araya getiriliyor ve farklı tarzları bu bölümde de yeterince vurgulanıyor.

Sonsöz
Şimdiye dek izlediğim, birçok yönden, en iyi Amerikan dizilerinden biri bence. Başlangıçta sıkılacaksınız; bırakmayın, devam edin. Hayatınız boyunca unutamayacağınız bir dizi sizleri bekliyor.
Şimdi diziden birkaç güzel alıntı sıralamak isterdim ama, en az iki sayfa daha gerekir bunun için, o yüzden pas geçiyorum.
Teşekkürler Tony Shalhoub ve emeği geçen herkes!
İyi seyirler…
Ocak 2010 - Gölge e-Dergi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder