Kim olduğumuzun ne önemi var? Şu dünyaya
gelmişiz ya; yazıyoruz, çiziyoruz, politikayla ilgili atıp tutuyoruz, ofsaydı
anlatıyoruz birbirimize… Birbirimizden ne farkımız var? Ben kimim, sen kimsin,
onlar kim; ne önemi var?
İnandınız mı bu söylediklerime? Kim
olduğumuzun önemi yok mu gerçekten? Bir “sen” yok mu sende, senden içeri;
Yunus’un dediği gibi? Var bence, hepimiz farklıyız, hepimizin aklında başka
şeyler var; hepimiz farklı görüyoruz, farklı seviyoruz; klavyede yazı yazışımız,
kolumuza uzanıp saatimize bakışımız bile farklı. “Acaba o şimdi ne yapıyordur?”
diye düşündüğümüzde, onun seninle aynı şeyi yapmadığı bir gerçek mesela. Farklı
kişiler kendi içlerinde gruplanabilir, ona bir şey demiyorum. “Koyun” diye
tanımlanabilecek insanlar vardır mesela, dünyaya ilgisiz olanlar vardır,
dünyaya ilgisi çok yanlış yönde olanlar vardır. (Kime göre, neye göre yanlış?
Bu da farklı mesela herkes için.) Boş yaşayıp dolu yaşadığını sananlar vardır,
hayatı nasıl yaşaması gerektiğini bilmeyenler vardır; bunlara karşılık
zekâlarıyla beni benden alan, her gördüğümde “iyi ki dünyada böyle insanlar
var” dediklerim vardır. Baksanıza, dünya o kadar da kötü bir yer olmasa gerek…
Benmerkezci olmadığımı düşünmeyi severim
(benmerkezci olanlardan nefret ederim). Ama egom biraz fazlaca mı bilmiyorum,
şimdi kendimden bahsedeceğim biraz. Evet egom fazla belki biraz, ama dedim ya,
zekâsıyla beni benden alanlara neredeyse taparım. Öncelikli saygı ölçütü
zekâdır benim için.
Erdemli ve habis (bkz: good – evil)
insanın varlığına inanırım, erdemli olmaya çalışırken ne yaptığını
bilmeyenlerin varlığına da inanırım ama maalesef. “Karma” güzel bir sözcüktür.
Dizi ve filmlerden öğrendiğim birçok güzel sözcük var.
Dünya bir oyun alanıdır bence; homo ludens de
oradan geliyor zaten. Birilerinin okulda kendini yırtıp yıllarını ders
çalışmakla harcaması, “teacher’s pet” olaylarına girmesi oyundur. Ülkelerin
birbirleriyle savaşması oyundur. Eve giderken tatlı alıp ailemize götürmemiz
oyundur; birine ‘karşılıksız’ yardım etmemiz oyundur. Bunların hepsi egomuzun
oyunudur hem de. Kökeninde egoizm yatmayan bir davranış yoktur; oyun kazanılsın
ya da kaybedilsin, hepsinde hedef noktası aynıdır. Evet evet, dünya bir oyun
alanıdır.
En sevdiğim kitap, en sevdiğim film, en
sevdiğim müzik türü, en sevdiğim renk… Bunları tek tek saymaya gerek
duymuyorum; bunlar beni tanımlamaz bence. Aksine karakterim bunları tanımlar.
Zaten herkes için farklı değildir ki bunlar, 3-5 tane ‘grup’ vardır burada da. Köpek
insanıyımdır, kedilerden pek hazzetmem. Ne bileyim, fazla sırnaşık gelirler
bana. Sırnaşıklıktan da hiç hazzetmem mesela. Hep bir köpeğim olsun
istemişimdir. Hiç olmadı ama; bahçeli bir evimiz olsaydı belki…
Kaygılarım vardır; ülkemle ilgili,
eğitimle ilgili, insanların tutumuyla ilgili… Belki de yalnızca şu bahsettiğim
“politikayla ilgili atıp tutanlar”a dâhilimdir, bilmiyorum, zaman gösterecek
sanırım bunu. Bunun dışında, İngilizce sınavıyla ilgili falan kaygı duymam
mesela. Dedim ya, çok daha önemli şeyler var hayatta endişelenmek için.
Endişe falan dediğime bakmayın, mutluyumdur
hayatımdan. Sürekli hayatın tadını çıkarmaya çalışırım, çıkarırım da bence.
Sahip olduğum her şey için çok şanslıyım diyebilirim. “Oyun insanı”yım ben,
hayatta her şeyi oyuna dönüştürüp, kazanmaktan zevk, kaybetmekten de ders
almaya bakarım.
Size tavsiyem, siz de zevk almaya bakın
hayattan. Hayatın ta kendisi olan “oyun” sözcüğünün temel anlamında “eğlence”
kavramının geçmesi bir tesadüf olmasa gerek…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder