14 Ağustos 2012 Salı

Homo Ludens


Kim olduğumuzun ne önemi var? Şu dünyaya gelmişiz ya; yazıyoruz, çiziyoruz, politikayla ilgili atıp tutuyoruz, ofsaydı anlatıyoruz birbirimize… Birbirimizden ne farkımız var? Ben kimim, sen kimsin, onlar kim; ne önemi var?
İnandınız mı bu söylediklerime? Kim olduğumuzun önemi yok mu gerçekten? Bir “sen” yok mu sende, senden içeri; Yunus’un dediği gibi? Var bence, hepimiz farklıyız, hepimizin aklında başka şeyler var; hepimiz farklı görüyoruz, farklı seviyoruz; klavyede yazı yazışımız, kolumuza uzanıp saatimize bakışımız bile farklı. “Acaba o şimdi ne yapıyordur?” diye düşündüğümüzde, onun seninle aynı şeyi yapmadığı bir gerçek mesela. Farklı kişiler kendi içlerinde gruplanabilir, ona bir şey demiyorum. “Koyun” diye tanımlanabilecek insanlar vardır mesela, dünyaya ilgisiz olanlar vardır, dünyaya ilgisi çok yanlış yönde olanlar vardır. (Kime göre, neye göre yanlış? Bu da farklı mesela herkes için.) Boş yaşayıp dolu yaşadığını sananlar vardır, hayatı nasıl yaşaması gerektiğini bilmeyenler vardır; bunlara karşılık zekâlarıyla beni benden alan, her gördüğümde “iyi ki dünyada böyle insanlar var” dediklerim vardır. Baksanıza, dünya o kadar da kötü bir yer olmasa gerek…
Benmerkezci olmadığımı düşünmeyi severim (benmerkezci olanlardan nefret ederim). Ama egom biraz fazlaca mı bilmiyorum, şimdi kendimden bahsedeceğim biraz. Evet egom fazla belki biraz, ama dedim ya, zekâsıyla beni benden alanlara neredeyse taparım. Öncelikli saygı ölçütü zekâdır benim için.
Erdemli ve habis (bkz: good – evil) insanın varlığına inanırım, erdemli olmaya çalışırken ne yaptığını bilmeyenlerin varlığına da inanırım ama maalesef. “Karma” güzel bir sözcüktür. Dizi ve filmlerden öğrendiğim birçok güzel sözcük var.
Dünya bir oyun alanıdır bence; homo ludens de oradan geliyor zaten. Birilerinin okulda kendini yırtıp yıllarını ders çalışmakla harcaması, “teacher’s pet” olaylarına girmesi oyundur. Ülkelerin birbirleriyle savaşması oyundur. Eve giderken tatlı alıp ailemize götürmemiz oyundur; birine ‘karşılıksız’ yardım etmemiz oyundur. Bunların hepsi egomuzun oyunudur hem de. Kökeninde egoizm yatmayan bir davranış yoktur; oyun kazanılsın ya da kaybedilsin, hepsinde hedef noktası aynıdır. Evet evet, dünya bir oyun alanıdır.
En sevdiğim kitap, en sevdiğim film, en sevdiğim müzik türü, en sevdiğim renk… Bunları tek tek saymaya gerek duymuyorum; bunlar beni tanımlamaz bence. Aksine karakterim bunları tanımlar. Zaten herkes için farklı değildir ki bunlar, 3-5 tane ‘grup’ vardır burada da. Köpek insanıyımdır, kedilerden pek hazzetmem. Ne bileyim, fazla sırnaşık gelirler bana. Sırnaşıklıktan da hiç hazzetmem mesela. Hep bir köpeğim olsun istemişimdir. Hiç olmadı ama; bahçeli bir evimiz olsaydı belki…
Kaygılarım vardır; ülkemle ilgili, eğitimle ilgili, insanların tutumuyla ilgili… Belki de yalnızca şu bahsettiğim “politikayla ilgili atıp tutanlar”a dâhilimdir, bilmiyorum, zaman gösterecek sanırım bunu. Bunun dışında, İngilizce sınavıyla ilgili falan kaygı duymam mesela. Dedim ya, çok daha önemli şeyler var hayatta endişelenmek için.
Endişe falan dediğime bakmayın, mutluyumdur hayatımdan. Sürekli hayatın tadını çıkarmaya çalışırım, çıkarırım da bence. Sahip olduğum her şey için çok şanslıyım diyebilirim. “Oyun insanı”yım ben, hayatta her şeyi oyuna dönüştürüp, kazanmaktan zevk, kaybetmekten de ders almaya bakarım.
Size tavsiyem, siz de zevk almaya bakın hayattan. Hayatın ta kendisi olan “oyun” sözcüğünün temel anlamında “eğlence” kavramının geçmesi bir tesadüf olmasa gerek…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder