6 Ağustos 2012 Pazartesi

Flashforward (2009)


“Lost’un izinden bir dizi geliyor, izlenir!” diyerekten başlıyoruz bu diziye… Yapımcıları aynı çünkü. Lost’tan birkaç oyuncu da oynuyor ayrıca; Desmond’ın Penny’si ve Charlie mesela.

Diziyi üst sıralara taşımakta sırf konusu yeter aslında, o kadar iyi, düşünün. Konusunu, dizinin her bölümünün başlangıcındaki sözle açıklamak istiyorum: “6 Ekim günü gezegendeki herkes 2 dakika 17 saniyeliğine bilincini kaybetti. Bütün dünya geleceği gördü.”

İki şeyi başarılı bir şekilde anlatıyor dizimiz: 1– Bütün dünyadaki insanlar aynı anda bayılırsa ne olur? Uçak düşmeleri, trafik kazaları derken kaç kişi ölür? 2– Bir kişi, o günden tam altı ay sonrasında ne yapıyor olacağını görürse ne yapar? (Herkes psikopata bağlıyor ya, “6 ay sonra şu olacak, hayatım kurtuldu kardeşiim!”, “öldüm ben öldüm, öngörümde şunu gördüm, kesin gerçek olacak, hayatım bitti” ve bunlardan binlercesi….)

Tam olarak Türkçeye çeviremediğimiz “Flashforward” sözcüğünü, özellikle Lost’tan ve daha birçok diziden, kişilerin geçmiş ve geleceğinden sahneler gösterilmesiyle kullanılan “Flashforward” ve “Flashback” olaylarından tanıyoruz zaten. (Neden herkes Lost izliyormuş gibi davranıyorum ki ben? Tamam, tanımıyor olabilirsiniz, pardon.) Dizi sırasında da sözcüğü genelde “öngörü”, veya “geleceğimi gördüğümde…” diye çeviriyorlar.

Flashforward, Kanadalı yazar Robert J. Sawyer’ın 1999’da yayınlanmış aynı isimli romanından uyarlama. Türü için drama & bilim kurgu diyebiliriz.

Dizinin, yine Lost’la örtüşen bir yanı da, birçok karakter içerip; farklı zamanlarda / bölümlerde farklı karakterlerin üzerine eğilerek, onların “flashforward”larını göstererek karakter çeşitliliği sağlaması. Yani Lost kadar keskin bir şekilde her bölüm birinin hayatını anlatmasa da, birçok karakter, birçok gelecek, birçok hayat vs görüyoruz, bu da sıkılmayı engelliyor sanırsam.

Şimdiye kadar toplam 10 bölüm yayınlandı. Belirtmek gerekir ki, maalesef, Amerika’da diziye (belirsiz-) bazı nedenlerden dolayı Mart’a kadar ara verildi. İzlemek istiyorsanız Mart’a kadar yalnızca 10 bölüm var yani. Bunun nedenlerinden biri, Ocak’ta Lost’un başlayacak olması ve yapımcıların ona odaklanmak istemeleri olabilir, bilmiyoruz. Bir şey daha var ki, iyi olarak mı, kötü olarak mı değerlendirirsiniz bilmiyorum. Türk dizileri gibi, her bölümü, bir bomba atıp en heyecanlı yerinde bitiriyorlar. Adam bir şey diyor ya da yapıyor, “yok artııııııııııık” diye bağırırken “pat” diye bitiyor dizi. Bize de ertesi gün arkadaşlarla tartışacak soru işaretleri kalıyor. Bunu da en iyi 10. bölümde, yani devamını Mart’a kadar bekleyeceğimiz bölümde yapmışlar; cidden çok iyi bir bölümle oltayı atmışlar ve Mart’ta balıkları yakalamayı planlıyorlar herhalde!

Flashforward için “mutlaka izleyin, kaçırmayın” demem. Ama dizi bana, “hadi cuma gelsin artık da Flashforward izleyeliiim!” dedirtiyordu (Şimdi de “hadi Mart gelsiiin!” diyorum!). Zevkle de izletiyor bence. Arada biraz bayabilir; ama konusu, kurgusu, hikayesi başarılı. Lost’a bir alternatif olamaz belki, ama “Flashforward” ismini akıllara kazır kısa zamanda.

Aralık 2009 - Gölge e-Dergi

————————————————-

Flashforward ABC ekranlarında birinci sezonunu tamamladı, ardından da, gelirlerin dizinin yüksek bütçesini karşılamaması sonucu dizi ABC tarafından iptal edildi. İlk sezon aynı zamanda son sezondu yani dizi için.

Bu hiç hoş bir durum değil açıkçası; zira üzerinden çok zaman geçmiş olmasına rağmen dizi ile ilgili görüşlerim değişmedi, hatta daha da büyüdü gözümde “Flashforward”. Açıkçası ilk sezonun ardından, “mutlaka izleyin, kaçırmayın” derim. Devamı olmayacak olsa da izlemeye değer bence dizi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder